Cumartesi

Her Anınızda Kuran Ahlakına Göre Hareket Etmeyi Sakın Unutmayın

  • Daima vicdanınızın sesini dinleyerek hareket etmeyi,
  • Kendiniz, yakınlarınız aleyhinde de olsa daima adaletli olmayı,
  • Hoşgörülü ve bağışlayıcı olmayı,
  • Müminlere karşı şefkatli ve merhametli olmayı,
  • Büyüklenmekten sakınmayı,
  • Selama en güzel şekilde karşılık vermeyi,
  • Öfkenizi yenmeyi,
  • Çok iyi bildiğiniz bir konu bile olsa tartışmacı bir üsluptan sakınmayı,
  • İnsanlara gösteriş yapmaktan kaçınmayı,
  • Üstünlükteki tek ölçünün takva olduğunu,
  • Nefsin daima kötülüğü emrettiğini,
  • Her an bir hayır peşinde olmayı,
  • Allah'tan gücünüzün yettiği kadar korkmayı,
  • Allah'ın rızasını ve hoşnutluğunu herşeyin üzerinde tutmayı,
  • Yalnızca Allah'tan korkup sakınmamız gerektiğini,
  • İyiliği emredip kötülükten sakındırmayı,
  • Bir kimsenin başka birinin günahını yüklenemeyeceğini,
  • Allah'ın kibirlenerek övünenleri sevmediğini,
  • Namazlara titizlik göstermeyi,
  • Her işinizde Allah'a yönelip dönmeyi,
  • Sahibinizin Allah olduğunu ve tüm bunları O’nu razı etmek için yaptığınızı…

...sakın unutmayın.

Bu makale, İlmi Mercek Dergisi 49. sayı (Temmuz 2008) 27. sayfada yayınlanmıştır.

Cennete Yalnızca Salih Müminlerin Gireceğini Sakın Unutmayın

  • Allah'ın cenneti müminler için özel olarak yarattığını,
  • Tüm yaşamları boyunca Allah'ın rızası için yaşamış olan kamil iman sahiplerine cennetin verileceğini,
  • Cennet için sevinip müjdeleşmeyi,
  • Müminlerin cennette ebedi olarak kalacaklarını,
  • Cennette meleklerin müminleri en güzel şekilde karşılayacaklarını,
  • Her nereye bakılırsa büyük bir nimet ve büyük bir mülk görüleceğini,
  • Orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet aldığı herşeyin olduğunu,
  • Hiç kimsenin hiçbir şeyle zulme uğratılmayacağını,
  • Rabbimiz'in ödül olarak parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vereceğini,
  • Göğüslerde kinden yana ne varsa çekilip alınacağını,
  • Cennet ehline hiçbir yorgunluğun dokunmayacağını,
  • Müminlere cennette hiçbir korkunun olmadığını ve mahzun olmayacaklarını,
  • Allah'ın hüznü giderip yok ettiğini,
  • Cennette yepyeni bir inşa ile yeniden yaratılacağımızı,
  • Cennette Allah’ın sözlü bir selam olduğunu,
  • Cennette Allah’tan bir rahmet olarak sürekli bir sağlık, huzur ve güven ortamının hakim olacağını,
  • Cennette tüm nimetlerin de üzerinde Yüce Allah’ın rızası ve hoşnutluğunun olduğunu......

Cuma

Allah Rızası

Müslümanlarla diğer insanlar arasındaki fark nedir? Bu soruya Müslüman olmayanlardan farklı cevaplar gelebilir. Onlar, Müslümanlarla aralarında kültürel ve ahlaki bazı ayrılıklar olduğunu söyleyebilirler. Müslümanların "dünya görüşü"nün farklı olduğunu, onların bazı "değer"lere inandıklarını, kendilerinin ise bu "değer"leri kabul etmediklerini öne sürebilirler. Müslümanların kendilerinden "ideolojik" farklılıklar taşıdıklarını belirtebilirler.

Ama aslında bu söyledikleri, yalnızca temel bir farklılığın sonuçları olarak ortaya çıkmış ve yalnızca "gözle görülür" özellik taşıyan bazı farklılıklardır. Onlar, Müslümanların gerçekte kendilerinden ne yönde farklı olduklarını çoğunlukla anlayamazlar. (Zaten bu farkı anlamamış oldukları için Müslüman değildirler.)

Müslüman, Allah'ın, dinine bağlananlara verdiği bir isimdir. Kuran'da tarif edilen Müslümanları diğer insanlardan ayıran temel fark, bu insanların Allah'ın sonsuz kudretinin farkında olmalarıdır. Kuran'da bu gerçeğe şöyle dikkat çekilmektedir:

“De ki: Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? ' Onlar: Allah ' diyeceklerdir. Öyleyse de ki: Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız? İşte bu, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Öyleyse haktan sonra sapıklıktan başka ne var? Peki, nasıl hala çevriliyorsunuz?” (Yunus Suresi, 31–32)

Allah'ın büyüklüğünü kavramak O ' na sadece sözle tasdik etmekten ibaret değildir. Müslümanlar Allah'ın varlığının ve büyüklüğünün farkına varan, O'ndan "korkup-sakınan" ve hayatlarını farkına vardıkları bu büyük gerçeğe göre düzenleyen insanlardır. Diğerleri ise, ya Allah'ı inkar edenler, ya da Allah'ın varlığını üstteki ayette tarif edilen kişi gibi bir tarzda tasdik etmesine rağmen Allah'tan "korkup-sakınmayanlar"dır.

Bu özellikteki insanların yaşamları, kendilerini yaratmış olan Allah'ın farkında olmadan kurulmuş yaşamlardır. Bunlar hayatlarının, kim tarafından, nasıl ve neden başlatıldığını gözardı ederler. Kendi zihinlerinde, Allah'a ve O'nun dininde yeri olmayan yeni bir hayat kurmaya çalışırlar. Kuran'da ise, böyle bir yaşamın boş ve çürük bir temele dayandığı, yıkımla bitmeye mahkum olduğu şu hikmetli benzetmeyle anlatılır:

“Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.” (Tevbe Suresi, 109)

Ayette de haber verildiği gibi, Kuran'da tarif edilen şekilde bir imana sahip olmayanların hayattaki tek amaçları "bu dünya"da mutluluğu ve rahatlığı elde etmektir. Bu insanların çoğu, kendine "zengin olmak" gibi bir hedef belirler. Bu hedefine ulaşmak için elinden geleni yapacak, tüm fiziki ve beyinsel gücünü zengin olmak için kullanacaktır. Kimisi de hayattaki amacını "itibar sahibi ve ünlü bir insan olmak" olarak saptar. Bunu elde etmek için de elinden gelen herşeyi yapar. Örneğin ünlü bir yazar olup, "saygın" bir insan haline gelebilmek için elindeki bütün imkanları kullanır, fedakarlıklara katlanır. Ama bunların hepsi, ölümle birlikte yok olacak boş hedeflerden başka bir şey değildir. Hatta birçoğu henüz hayattayken de kaybedilebilir.

Ölüm Bir Başlangıçtır

Oysa mümin, Allah'ın varlığının ve gücünün farkındadır. Allah'ın onu niçin yarattığını ve ondan neler istediğini bilir. Bu sayede -diğer insanlar için kesin bir yıkımdan başka bir şey olmayan- ölümün de sırrını çözer: Ölüm bir yokoluş değil, asıl hayata geçiş aşamasıdır. (Harun Yahya, Allah İçin Yaşamak) Müslüman olmayanlar, hayatlarının tesadüfen ve "kendi kendine" oluştuğunu sandıkları gibi, hayatlarını bitiren ölümün de "kendi kendine" oluşan bir "kaza" olduğunu düşünürler. Oysa hayatı yaratan da ölümü yaratan da Allah'tır. Bir tesadüf ya da kaza olmayan ölümü Allah özel olarak yaratır, ölüm zamanı ve yeri belirlenmiş bir olaydır.

İşte mümin de, Allah'ın herşeye hakim olduğunu bilen ve ölümün bir son değil, asıl hayata (ahiret) geçiş aşaması olduğunu kavrayan insandır. Bu gerçeklerin farkındayken de, elbette diğerleri gibi hayatını "yıkılacak bir yarın kenarına" kurmaz. Hayatın, ölümün ve ölüm-sonrası gerçek hayatın asıl sahibinin kim olduğunu ve kim tarafından yaratıldığını bildiği için, Allah'a yönelir. Parayı, makam ve mevkiyi, fiziki güzelliği Allah ' ın yarattığını bilir. Bunlar ancak, Allah'ın koyduğu kurallar sayesinde kısa bir süre işleyecek olan "sebep"lerdir.

Allah'ın yaratmış olduğu sistemin anahtarı ise Allah'ın rızasıdır. Çünkü Allah sadece rızasına uyanları doğru yola iletecektir. Bu sırrı haber veren ayette şöyle buyrulmaktadır:

“Allah, rızasına uyanları bununla Kuran'la kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir.” (Maide Suresi, 16)

Müslüman, Allah'ın rızasını aradığı için Müslümandır. İman eden bir kişiyi, diğer insanlardan ayıran en önemli fark buradadır. Müslümanlar, dini Allah'ın rızasını kazanmak için izlenecek bir yol olarak görürler ve bunun için çalışırlar.

Bu makale, Mercek Dergisi 16. sayı (Ekim 2002) 10. sayfada yayınlanmıştır.

Hayatınızı Neye Göre Belirliyorsunuz?

Bazı insanlar hayatı kendi belirledikleri kurallar doğrultusunda yaşarlar. Bu kişiler nefislerinin o anki istekleri doğrultusunda, kolaylıkla bu kurallarından tavizler verebilmektedirler. Bu insanların hayatlarına yön veren, kişiliklerinde süreklilik göstermelerini sağlayan mutlak olarak doğru olduğuna inandıkları bir yol göstericileri yoktur. Bundan dolayı kişilikleri zaman zaman değişkenlik gösterebilmektedir. Tavırlarında belirli bir istikrardan bahsedebilmek mümkün olmaz. Bu kimselerin tavırlarındaki değişkenliği belirleyen güç genellikle nefisleridir.

Nefislerinin İsteklerinin Peşinden Gidenler

Allah Kuran'da nefislerin bencil tutkulara yatkın olarak yaratıldığını bildirmektedir. İnsan eğer nefsinin kendisini yönlendirmesine izin verecek olursa, tüm tavırları bu bencil tutkuları doğrultusunda şekillenecektir. Bu bencil tutkular ise sabit, tutarlı ve dengeli bir kişilik sergilemesini etkileyecektir. İnsan nefsinin telkinleri sonucunda bir anda öfkelenebilecek, duygusallaşabilecek, küsüp darılabilecek, kıskançlık hissine kapılabilecek ve bunlara bağlı olarak da ani kararlar alabilecektir. Dolayısıyla kişiliği, çevresindeki insanlar için her zaman bir sürpriz olacaktır. Bir anı bir diğer anına uymayacaktır. Her an ruh hali, düşünceleri, duyguları, kararları ve bakış açısı değişebilecektir. Böyle bir insan ise, tutarsız ve dengesiz davranışlarıyla her zaman için çevresindeki insanlar üzerinde tedirginlik ve güvensizlik hissi oluşturacaktır.

Bu kişilik yapısına, dinden uzak yaşayan toplumlarda sık olarak rastlamak mümkündür. Bu karakteri taşıyan insanlar Kuran ahlakının kazandırdığı bakış açısından uzak oldukları için, cahiliye tavırlarının tüm hayatlarını yönlendirmesine izin verirler. Bu da onları akılcılıktan uzaklaştırır ve bazı dengesiz tavırlar içerisine sürükler. Böyle bir durumda Müslüman'ın rehberi ise Kuran'dır. Allah Kuran'da nefsin kişiyi daima kötülüğe çağıracağı ve şeytanın da insanı tutarsızlığa, akılsızca hareket etmeye ve hırslarının, tutkularının gerektirdiği şekilde hareket etmeye zorlayacağı konusunda insanları uyarmıştır. Tüm bunlara karşılık, kendisine Kuran'ı rehber edinen, vicdanının sesi doğrultusunda hareket eden insanların ise, ideal bir kişilik kazanacaklarını, hem dünyada hem ahirette üstün konuma geleceklerini hatırlatmıştır.

İman eden kişi Allah'ın gösterdiği yola uyması sebebiyle bu güçlü ve üstün kişiliği kazanmıştır. Rehberi Kuran olduğu için olaylar karşında göstereceği tavırlar, vereceği tepkiler hep İslam ahlakına göre olur.

Bu da ona itidalli ve dengeli bir kişilik kazandırır. Nasıl hareket edeceği, olayları hangi bakış açısıyla, nasıl bir mantık örgüsüyle değerlendireceği çevresindekiler için hiçbir zaman sürpriz olmaz. Aklı, vicdanı, tavırları, konuşmaları hep Kuran ahlakının getirdiği istikrarı yansıtır. Bundan dolayı da güvenilir bir karaktere sahiptir.

Duygularıyla Hareket Edenler

Duygusallık, din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda çok olumsuz bir tavır olarak algılanmaz. Hatta duygusallığın aslında her insanın karakterinde az çok olması gereken önemli bir özellik olduğuna inanılır. Bu düşünceye göre duygusallığın neden olduğu tavırlar, yaşanması gereken insani duygulardır. Bu nedenle duygusallıktan kaynaklanan alınma, yakınma, darılma, ağlama, içine kapanma, durgunluk, kıskançlık, kızgınlık ' gibi tavır bozukluklarının, insanın içinden gelen duygular ' olduğu öne sürülerek olabildiğince teşvik edilir.

Oysa bu kanaat tümüyle yanlıştır. Cahiliye ahlakında yaygın olarak yaşanan duygusallık, insanın zayıf bir kişilik göstermesine neden olur. Kişi olaylar karşısında, duygularının kendisini yönlendirmesiyle hareket ettiği için akılcılıktan büyük ölçüde uzaklaşır. Mantıklı ve doğru düşünemeyecek, isabetli çıkarımlar yapamayacak hale gelir.

Mümin ise tüm hayatına ve kişiliğine Kuran ahlakı hakim olduğu için, nefsin bu özelliği ve ona karşı nasıl bir mücadele verilmesi gerektiği konusunda en doğru bilgilere sahiptir. Duygusallığın, insanın aklını perdelediğini, doğru düşünebilmesini, gerçekleri olduğu gibi görebilmesini engellediğini, insanı zayıf, dirençsiz ve güçsüz hale getirdiğini bilir. Ayrıca cahiliye ahlakının getirdiği bu zayıf karakterle özdeşleşen duygusallaşmak, üzüntüye kapılmak, ağlamak, söylenmek, öfkelenmek, kıskançlığa kapılmak, içine kapanmak gibi tavırların, iman sahibi bir insanın karakteriyle bağdaşmayacak özellikler olduğunun da şuurundadır. Çünkü tüm bu tavırlar, Allah'ın beğenmediği ve sakınılması gereken davranışlardır.

Bu olumsuz tavırların her biri, bazı kişilerin temeldeki bazı inanç bozukluklarından ve birtakım gerçeklerin yeteri kadar şuuruna varılamamış olunmasından kaynaklanmaktadır. Kolaylıkla hüzne kapılan, ağlayan, öfkesine yenik düşen, kıskançlığa kapılan, durgunlaşıp sessizleşen, içlerine kapanan insanlar, Allah'ın gücünün, herşeyi hayır, hikmet ve adaletle yarattığının, istediği an istediği herşeyi gerçekleştirebileceğinin, insanların dualarına karşılık vereceğinin bilincinde değillerdir. Olaylar karşısındaki tüm üzüntüleri, öfkeleri, kıskançlıkları hep bu bakış açısındaki yanlışlıklardan ve inanç bozukluklarından kaynaklanmaktadır.

Güçlü Allah Sevgisi

Allah'a gönülden bir bağlılık, içten bir teslimiyet, her olayın Allah'ın kontrolünde olduğunu bilerek, herşeyi hayır gözüyle değerlendirmek, insanın duygularına kapılıp olumsuz tavırlarda bulunmasını engeller. İman eden bir insan Allah'a olan güçlü sevgisi ve derin Allah korkusu nedeniyle duygusallığın neden olabileceği tüm tavır bozukluklarından titizlikle sakınır. Allah'ın Kuran'da bildirdiği şekilde, tüm tavırlarıyla, kişiliğiyle, yüksek ahlakıyla insanlara örnek olmayı hedefleyen bir insandır. (Furkan Suresi, 74) Bu da ona hiçbir olay karşısında yıkılmayan güçlü bir kişilik kazandırır.

Müminler tüm hayatlarını Kuran ahlakına uygun olarak düzenlerler. Cahiliye ahlakında yaygın olarak görülen tavır bozukluklarından sakınıp güçlü bir kişilik sergilemenin, tüm insanlar için güzel bir örnek olacağını bilir, bu şuur ve sorumluluk bilinciyle hareket ederler. Allah'ın Kuran'da, "... Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından ' korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır." (Haşr Suresi, 9) ayetiyle bildirdiği gibi, nefislerini kötülüklerden arındırmak için çalışırlar. Bu çabalarına karşılık Allah onları dünyada ve ahirette nimete, huzura kavuşturacağını ve mutluluğu en güzel şekilde yaşayacaklarını müjdelemektedir.

Bu makale, Mercek Dergisi 23. sayı (Mayıs 2003) 8. sayfada yayınlanmıştır.