Cumartesi

Güzel Ahlakta Ve Asil Davranmakta Kararlıdır

İnsanların bir kısmı ‘asillik’ kavramının, ağır, kendinden emin tavırlar, resmi konuşmalar, mesafeli bir duruş, soğuk bir yaklaşım gibi tavırların bir bütünü olduğunu düşünürler. Asillik kelimesiyle birlikte, bu insanların aklında genellikle soğukluk ve mesafeli tavırlar canlanır. Oysa Kuran’da bildirilen bakış açısıyla asilliği düşündüğümüzde, bunun çok daha farklı ve derin bir anlam ifade ettiğini görebiliriz.

Yüce Rabbimiz Allah'ın hoşnut olacağı din ahlakının derinliğini kavramış samimi bir Müslümanın en belirgin özelliklerinden biri asil olmasıdır. Müslüman, asilliği, ahlakının yansıdığı tüm özelliklerde en üst seviyede yaşar. Ancak burada kastedilen asil tavrı doğru anlamak ve yaşamak önemlidir.

Asillik, Kuran ahlakını hayatının her anında yaşayan Müslümanın hayat şeklidir. Taklit edilebilen veya yapmacık, zorlama olarak uygulanabilen bir özellik değildir. İnsan ruhunun Allah rızası doğrultusunda aldığı mükemmel bir şekildir. Bir insan asilse, bu zaten tüm ahlak özelliklerinde ortaya çıkar. Bu yönünü vurgulamak için kişinin özel olarak birşey yapmasına, özel bir çaba göstermesine gerek yoktur.

Asil İnsanın Özellikleri


  • Asil İnsan Büyük Düşünür: Asil insanın en önemli özelliklerinden birisi; dünyaya ve olaylara bakış açısının geniş olmasıdır. Bu bakış açısıyla küçük olaylara takılmaz, küçük şeylerle aklını meşgul etmez. Dünyada yaşananların farkındadır. Küçük düşünmediği için, önemli verdiği konular da bu doğrultuda olur. Düşünceleri asil olan böyle bir insanın konuşmaları ve tavırları da asil olur. Asil insan, çevresinde yaşanan önemli ve büyük olayların farkındadır. Kendi merkezli düşünmez, kişisel ihtiyaçlarını ön plana almaz. Bir olay olduğunda önce kendisini kurtarma peşinde değildir. Günlük hayatın içindeki küçük detaylara takılmaz. Her olayın hayır ve hikmet üzerine yaratıldığını bilir. Herşeye gerektiği kadar değer verir.
  • Asil İnsan Küçük Çıkarlara Tamah Etmez: Asil bir Müslümanın en önemli özelliklerinden birisi de, dünyevi olaylara değer vermemesi, bunların geçici olduğunu bilerek hareket etmesidir. Örneğin insanın kıyafet, yemek gibi yaşamak için gerekli olan ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için çalışmak gibi sebeplere sarılması gerektiğini bilir. Ancak bunların sadece Allah'ın dünyada rahat yaşamamız için yarattığı vesileler olduğunu unutmaz. Küçük çıkarlara tamah etmez. Her konuda, gerek fiziksel ihtiyaçlar gerekse başka konular olsun, tamahkarlıktan şiddetle kaçınır. Allah'ın verdiği ile yetinir, daha fazlası için ihtiyaçlarını dile getirmeyeceği anlamına gelmemelidir. Ancak asil bir ruha sahip olan kişi bunu hissetirmeden, konuyu önemli hale getirmeden yaşar. Bu üstün ahlakı gösterirken de üzerinde, tüm ihtiyaçları giderenin Allah olduğunu bilmenin bir güveni ve teslimiyeti vardır.
  • Asil İnsan Zorluk Anında da Güzel Tavır Sergiler: Müslüman her konuda ahlakını hep daha üst seviyeye çıkarmaya çalışır. Asil ve basit tavır arasındaki farkın ortaya çıktığı en keskin anlardan birisi de, kişinin çıkarlarıyla çatışan olaylarla karşılaştığı anlardır. Asil insanlar, menfaatlerinin zarar göreceği anlarda da güzel ahlaklarından taviz vermezler. Böyle durumlarda öfkelenen, hırçınlaşan, kişiliği bir anda değişen din ahlakından uzak insanların aksine, müminler yine Kuran ahlakına uygun olan en güzel tavrı gösterirler. Dolayısıyla asil bir Müslüman istediği birşey gerçekleşmediğinde de nezaketinden ve güzel ahlakından taviz vermez. Birşey sorulduğunda en güzel cevabı verir; memnuniyetsiz bir üslup kullanmaz. Bir mağduriyeti olsa bile bunu iman etmeyen insanların basitliğini andıran üsluplarla dile getirmekten kaçınır.
  • Asil İnsan Her An Herşeyi Yaratan'ın Allah Olduğunun Bilincindedir: Asilliğin en önemli göstergelerinden birisi de, kişinin her durumda, herşeyi yaratanın Allah olduğunu unutmadığını hissettiren bir ruh hali içinde olmasıdır. Bunu unutmayan ve bu ruh halini yaşayan insan, çevresindeki kişilerle çekişmeye girmez, gerginliğe düşmez; tartışmalar ve kavgalar onun ahlakına çok uzak tavırlardır. Menfaatlerinin zarar gördüğü olaylar karşısında bile, yine asil bir tavır sergiler. Nasıl fiziki ihtiyaçları söz konusu olduğunda mümin tamahkarlıktan kaçınıyorsa, aynı güzel ahlakı kişilerle olan birebir diyaloglarında da gösterir. Örneğin asil bir Müslüman karşısındaki kişi bir konuda direttiğinde, kendisi haklı olsa bile, aynı üslupla karşılık vermez. İnatlaşmak, konuyu büyütmek, olayı gerilime sürüklemek gafletine düşmez. Alttan alarak, karşı tarafı sakinleştirerek konunun büyümesini engeller. Oluşacak gerilim ortamını engeller. Karşı taraftan daha büyük düşünerek ve daha güzel bir ahlak göstererek hem karşısındaki kişinin de bunu anlamasına vesile olur hem de asil olmadaki kararlılığını sürdürmüş olur. Ancak bunların tümünden daha önemli olanı; bu şekilde davranmakla, Allah'ın kendisinden razı olacağını umduğu en güzel tavrı göstermiş olmasıdır.
  • Asil İnsan Fiziki Aczinden Yakınmaz: Asil bir Müslüman, Allah'ın dünyada bir deneme olarak özel yarattığı fiziksel eksikliklerini ve aczini dile getirmez. Örneğin asil insan günlerce uykusuz kalsa bile bunu, “çok uykum var, çok yorgunum, şu kadar saat uyumadım” gibi cümlelerle ifade etmez. Eğer imkanı oluyorsa Allah'ın bir dinlenme kılacağını ümid ederek uyur, ancak böyle birşeyi dile getirmekten kaçınır. Veya uzun uzun, ilgili ilgisiz, herkese hastalıklarını anlatıp, hiç yardımı dokunmayacak kişilerin de zamanını almaz. Bunun yerine iyileşmesine vesile olacak şekilde doktora gider. Ancak asıl iyileştirenin, şifa verecek olanın Allah olduğunun bilincinde olur.
  • Asil İnsan Allah'ın Sonsuz Adaletine Güvenir: İman eden bir insan herhangi bir olay karşısında diğer Müslümanlara karşı kendisini savunmaz, hakkını korumak için basit yöntemlere başvurmaz. Bir hata yaptığında heyecanlanıp sesini yükselterek veya kendisini eleştiren kişilere karşı tavır koyarak basit bir tutum içine girmekten şiddetle kaçınır. Bunlar haksızlığa uğrama psikolojisiyle hareket eden din ahlakının yaşanmadığı toplumlardaki insanlara özgü tavırlardır. Oysa Müslüman haksızlığa uğramayacağını, Allah'ın herşeyi en ince ayrıntısına kadar bildiğini, çevresinde bulunan samimi Müslümanların da, dünyada ve ahirette onun iyiliğini istediklerini unutmaz. Asil bir insan, zahiren herşey aleyhinde gelişiyor gibi görünse de, yine güzel ahlakta kararlı olmaktan vazgeçmez.Yüce Allah, Kalem Suresi'nde Peygamberimiz (sav)'in bu şekilde üstün bir ahlak göstermedeki kararlılığını bizlere şöyle bildirmektedir:

“Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin.”(Kalem Suresi,4)

  • Asil İnsanın Davranışları Mekan ve Kişilere Göre Değişmez: Asil insanın bir diğer özelliği de, her zaman her yerde aynı tavrı göstermesidir. Bu ahlaktan uzak basit insanlar duruma, şartlara ve kişilere göre değişken karakterler sergileyebilirler. Örneğin kendilerince daha değerli gördükleri bir profesörün yanında daha olgun, daha aklı başında bir tavır ortaya koyarken, basit olduğunu düşündükleri kişilerin yanında kendileri de onlara uyup benzer tavırları gösterip, benzer esprileri yaparak aynı basitliğin içine girmekte bir sakınca görmezler. Oysa Müslüman her yerde ve her şartta Allah'ın kendisini gördüğünü bilmenin şuuruyla hareket eder. Kuran ahlakına ve Allah'ın rızasına uygun tek bir karakteri vardır, her yerde bu karakteri gösterir. Asil bir insan için öncelik; kendisini insanların değil Allah'ın görüyor olmasıdır. Bu yüzden de insanların ölçülerine göre değil, Allah'ın kendisinden hoşnut olmasına yönelik tavırlar ortaya koyar.
  • Asil İnsan Allah Rızası İçin Sever: Asil insanın sevgi anlayışı da Kuran ahlakına uygun ve asildir. Karşısındakini Allah için ve onda Allah'ın tecellilerini gördüğü için sever. Sevgisinde dünyevi karşılık beklemez, herşeyde olduğu gibi sevgi anlayışında da ahirete yönelmiş bir ruh hali içindedir. Müslümanlarda gördüğü Allah'ın tecellilerini düşünür ve diğer Müslümanların sevilecek güzel yönlerini ön plana çıkarmaya çalışır. Sevgisini, karşısındaki kişi için ince düşünceli ve fedakar olarak, onun eksiklerini gidermeye çalışarak, daha iyi olması için çaba sarfederek ve nefsini kendi nefsinden önde tutarak gösterir. Sevgisi Allah rızası temeline dayandığı için tüm bunları yalnızca Allah için yapar. Nefsini eğitir, ahlakında derinleşmek için sürekli bir çaba içerisinde olması gerektiğini bilir.

Müslümanların Asaleti Dünyada da Ahirette de Allah'ın Rahmetine Vesile Olur

Asil olmayı önemli gören ve hayat şekli olarak benimseyen bir Müslüman, tüm dikkatini Allah'a, Kuran ahlakını yaşamaya ve Allah'ın rızasını kazanabileceği salih amellerde bulunmaya odaklar. Böyle bir insanın aklında sürekli Allah'ı daha çok sevmek, Allah'ın ayetlerini her an görebilmek, Allah'tan şiddetli bir saygıyla korkup sakınmak ve Allah'ın rızasını kazanacak bir ahlak göstermek vardır. Asil insan, tüm hayatı boyunca bu kararından taviz vermez ve asillikten vazgeçmez.

Müslüman ruhundaki bu asilliği, hayatının her anına etki edecek şekilde yaşar. Ölüm anında da yine asil ve Allah sevgisiyle doludur. Her anını Allah için yaşadığının bilinciyle asil olmaktan asla taviz vermez. Ruhunu sürekli canlı, Allah aşkıyla dolu, şevkli tutarak Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmayı ümit eder. İman eden her insan, Allah'tan korkarak, O'na itaat ederek, O'nun hükümlerini yerine getirip, helal ve haram sınırlarını koruyarak, nefsinin heva, istek ve bencil tutkularından korunarak, Yüce Allah'ın beğendiği asil ruha kavuşup, felaha (büyük kurtuluş ve mutluluk) ulaşabilir. Bu müjde bir Kuran ayetinde şöyle bildirilmiştir:

“…Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları Kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orada süresiz olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah'ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir.” (Mücadele Suresi, 22)

İnsanın asil bir ruha sahip olabilmesi Allah'ın kendisini sürekli gördüğünden, duyduğundan, yaptığı her şeyden haberdar olduğundan, aklından geçen her düşünceyi bildiğinden emin olmasıdır. Bunu unutmayan Müslüman ne olursa olsun, karşısına ne tür olaylar çıkarsa çıksın basitliğe eğilim göstermez. Bundan dolayı da hareketleri, tepkileri daima Kuran ahlakına uygun ve Allah'ın hoşnut olacağı şekildedir.

Müslüman, Kuran ahlakını yaşaması nedeniyle her an asil ve vakarlı bir kişilik sergiler. Öfkelenecek bir tavır ile karşılaştığında öfkesini tutup yener. Karşısındaki insanların bir kusurunu gördüğü zaman bunu asla alay konusu yapmaz, aksine en güzel şekilde telafi etmeye çalışır. Bir başkasının kendisinden üstün olan bir yönü varsa, buna karşı kıskançlık duymak yerine, onu güzel bir tarzda onore edip bu yönünü över. Her tavra, olabilecek en asil karşılığı vermeye çalışır, Kuran ahlakına en uygun olan tavrı gösterir. Karşısındaki insanlar kendisine basit tavırlarla karşılık verseler bile, o yine de asil ve vakarlı tavırlarından ödün vermez, asaletinde kararlılık gösterir.

Asil bir insanın din ahlakına olan yatkınlığı, bu ahlakın ve Kuran'ın derinliğini kavramaya yönelik isteği son derece samimidir. İmanından kaynaklanan bir coşku ve heyecanla Allah'ın sonsuzluğunu, yüceliğini, kudretini düşünür ve kavramaya çalışır. Baktığı herşeyde Allah'ın tecellilerini görür ve dile getirir.

Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 55. sayı (Ocak 2009) 52. sayfada yayınlanmıştır.